Blog

Dozen of articles. Improve your lifestyle now!

Ways to help your children develop self-esteem and confidence

Self-esteem and confidence are major traits in individuals that affect their success. While these are a lifelong process, the foundation of it needs to be established in early childhood. Building self-esteem will allow the child to deal with difficult situations that they will encounter during their lifetime. Since parents have the greatest influence on a child’s belief, it is important for them to let their child know where they belong, how well they are doing and contribute towards developing confidence and self-esteem.

Read more

Mutluluk İçin Ne Yapılmalı?


Hayatın  öznesi insandır. Hayalleriyle, hayal kırıklıklarıyla. Arzularıyla, tutkusuyla… Yaş, cinsiyet, inanç, etnik köken ayrımı olmaksızın!.. İnsan olmaktır istenen. İnsan olmasıdır karşımızdakinden beklenen.

İnsan olmak üst kimliğimizdir. İnsanlık medeniyeti etiketimiz. Evrene bıraktığımız izdir; insanlığımız.

İnsan!.. Doğası gereği haz canlısıdır. Zevk almak ister yaşamaktan. Mutlu olmak ister. Bunun için bakar gözleri. Mutluluk için. Bunun için düşünür. Bunun için hisseder ve bunun için davranır. Hepsi mutluluk içindir.

Temelde iyilik güzellik arar ancak durum sadece öyle mi?

Korkuları var insanın bir kere. En çok da kendi yarattıklarından. Fakirlikten, savaşlardan korkuyor insan. Güçlü olması gerektiği kaygısı ile yaşıyor. Güçlü olmak istiyor. Beklenti bu. Doğanın kanunu “doğal seleksiyon”. Güçlü ve donanımlı olan yaşıyor. Her geçen gün bir öncekinden daha güçlü olmak zorunda tıpkı bir ceylan tıpkı bir arslan gibi. Sadece birazcık farklı. Diğer canlıların yaşam motivasyonu ve insanın ki küçük bir nüansla ayrılıyor.

İnsanı ayıran nüans yaşam motivasyonunun farklılaşması. Yaşadığı coğrafyaya ve zamana kendinden birşeyler katma çabası. Zamanı ve mekanı etkileme ihtiyacı belki de. Çünkü diğer canlılar da roller belli. Ya avsın ya da avcı. İnsan söz konusu olunca rol tanımlaması belirgin karakterini kaybediyor. Ne av ne de avcı görünümünde. Başka bir perpektiften bakınca da güçsüzsen av güçlüysen avcı görünümünde oluyor. Şöyle ki; insan dışındaki canlılar gelecek nesillere hayatta kalma bilgisini ve bununla birleştirerek neslini devam ettirme bilgisini aktarıyor. Yeni gelen de aktarılanı alıp kullanıyor ve neredeyse olduğu gibi kendinden sonrakine aktarıyor. Basit bir yaşam döngüsü. Halbu ki insan öyle mi? Diğer canlılara benzeyen bir yaşam döngüsü ve motivasyonun da mı? Yanıt basit ve net. Tabi ki değil. Çok daha kompleks çok daha entegratif. Değişime ve gelişime açık. Haliyle farklılaşma ve çatışmaya da.

Hele günümüz modernitesinde durum daha da sert bir ring halini almışken. Güçlenmek isteyen insanoğlu “Erk Yapılanmasını” neredeyse amaç haline getirmiştir.

Gündelik yaşamın hızlı döngüsü içinde her yaştan, cinsiyetten insan yetişme ya da yetiştirme, anlama ya da anlatma, yapma ya da yapamama sarmalına sıkışmış haldedir. İhtiyaçlar değişmiş buna bağlı olarak ihiyaçları karşılama biçimleri de değişmiş ve hızla da değişmektektedir. Örneğin; bilgi hızla büyümüş. Teknoloji hızla gelişmiştir. Nüfusu hızla artan insan daha çok tüketmek ihtiyacına karşılık daha çok üretmek alternatifine yöneldiğinde toplumlar tarım ekonomisinden hızla sanayi ekonomisine buna bağlı olarak da pazar ekonomisine geçmiştir. Yaşam kültürü de bu radikal denebilecek üretim modeli değişmesiyle tüketim modellerinin yeni koşullara adapte olmasıyla şekilllenmiştir. Sonuçta insan giderek doğadan uzaklaşmış. Şehirlere yönelmiş. Metropoller oluşmuştur. Kırsal da homojen yapıda benzer karakterde küçük gruplarla yaşayan insan; kalabalık, heterojen hatta kültür, ihtiyaç, duygu ve düşünce gibi bir çok alanda birbirinden farklılaşan yapıların bir arada yaşadığı grup kültürüne geçmiştir. Sonuç olarak da; daha kalabalık ama yalnız, daha güçlü ama kaygılı; daha çok üreten ama az paylaşan; daha çok şeye sahip daha güçlü ama bir o kadar da daha kaygılı. Gergin, telaşlı, baskı altında hissetmektedir.

Günümüz hızlı gelişen ve değişen modernitesi ile beraber değerler sisteminde de özellikle tüketime dayalı bir yönelim öne çıkmıştır.

Hızlı döngülü tüketimle beraber bir çok beklenti de; “Kazanmaya dayalı rekabet” olarak açıklanabilecek tek ve güçlü bir yapıya dönüşmüştür.

Böylece bir toplumun ilerleme dinamikleri olan; ortak hedef ve beklenti oluşturma, paylaşma, uzlaşma, sebat etme, karşılıklılık ilkesi, adalet, haklar ve sorumluluklara özen ve tolerans gibi bir çok değer kazanmaya dayalı rekabet potasında güçlünün haklı ve hakkı olduğu bir kısırlıkta erozyona uğramıştır.

İnsanlar; ilişkilerinde gergin, işlerinde verimsiz, daha az tolerans gösteren duygu, düşünce ve davranış özellikleri gösterir olmuşlardır. Katı bir bireycilik anlayışı gelişmiştir. Eğitimde daha güçlü olmak daha iyi mesleğe, iyi meslek daha çok alım gücüne endekslenmiş haldedir. Hal böyle olunca en yakın arkadaşınız eğitim rekabeti içinde en azılı rakibiniz, birlikte çalıştığınız arkadaşınız kariyer tehdiniz, eşiniz aileniniz yetememe kaygınız olma yolundadır artık.

Duygu, düşünce ve davranış örgütlenmelerimiz ise; yetersizlik temelli bir kaygı düzeneği haline gelmekte. İletişim ve ilişki yönetimi duygusal erozyona uğramakta. Karşındakini ikna etme kazanma ikna olma yenilme olarak görülmekte. Eleştiriye yaklaşımımız kendimizi geliştirme fırsatından aşağılanma algısına dönüşmüş durumda. Sonuçta birlikte yaşayan ama birbirini anlayamayan, kalabalık ama yalnız, umutlu görünen ama daha çok hayal kırıklığına uğramaktan korkan güvensiz ve şüpheci karakterlerden oluşan topluluklar halinde yaşıyoruz. Ortada olan durum yaradılışımızda olan insani değerler ekseninde mutluluk vizyonumuzu daraltan net bir erozyondur.

Bu erozyona karşın mutlu bir toplum ise üretken olmaktan geçer. Üretken olabilmek ise doğru ve faydalı bilginin, uygulanabilir ve kullanılabilir sunumundan. Hem örgün eğitimde hem yaygın eğitimde. Sadece bilginin ve gücün yüceltildiği değil duygunun akılla birleştirildiği bir modele olan ihtiyaçtır bu. İnsanın değişirken ve gelişirken kendini tanımaya çalıştığı, başkalarını anlamak için kafa yorduğu, vizyoner ve motivasyonel olmaya çalıştığı, sebatkarlığı ve sadakati ihmal etmediği, farklılıkların ayrışma referansları değil zenginleşme parametresi olduğu bir uzlaşma kültürüne ihtiyacımız kaçınılmaz. Öncelikli olarak da bu sayede negatif odaktan çıkmaya ihtiyaç var. Pozitif bir algıya, pozitif duygulara, pozitif düşüncelere, pozitif davranışlara ihtiyaç var.

İnsanı anlamak, bizden sonrakilere anlatmak için pozitif bir psikolojiye ihtiyaç var. Negatif bakıştan kendimizi özgürleştirmeye, tıpkı bir yumurta gibi. Dışarıdan vurulunca kırılacağı korkusuyla katılaşan olmamak için içeriden kırıldığında yeni bir yaşamın müjdecisi olmak adına. Kabuğumuzu içten kırmaya ihtiyacımız var. Korkularımızdan, kaygılarımızdan özgürleşmek ve diğerlerini de özgürleştirebilmek için.

Kısacası; yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var. Çözüm çabasında dahi “sorun tarama ve çözme” algısı eksenine sıkışmayan, üretken ve katılımcı kimliği ile bireyin kendini keşfettiği, hem fiziksel hem de toplumsal yaşam ortamını ve figürlerini değerlendirebileceği dinamik ve çok yönlü bir dönüşüm paradigmasına.

İnsana ve hayata dokunan… Yaşamın renkleri, melodisi, ritmi ve dokusu ile derinleşen yeni bir yaşam kültürüne. Mutluluk için… İnsan için…

Türk Kadını Bakırköy’de Konuşuldu


Bakırköy Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Pozitif Yaşam Buluşmaları’nın üçüncüsünde ‘Cumhuriyet Kadınları’ söyleşisi gerçekleşti. Modertörlüğünü Uzman Klinik Psikolog Orhan Gümüşel’in yaptığı ve Bakırköy Belediyesi Tarık Akan Konferans Salonunda gerçekleşen söyleşinin konukları; Av. Begüm Sayman, Oyuncu Dilek Serbest ve Yazar Selda Terek Bilecen oldu.

Bakırköy Belediyesi tarafından her hafta gerçekleştirilen ‘Pozitif Yaşam Buluşmaları’ bu hafta  alanlarında şöhreti yakalamış olan başarılı kadınları konuk etti.

Modertörlüğünü Uzman Klinik Psikolog Orhan Gümüşel’in yaptığı ve Bakırköy Belediyesi Tarık Akan Konferans Salonunda gerçekleşen söyleşinin konukları; Av. Begüm Sayman, Oyuncu Dilek Serbest ve Yazar Selda Terek Bilecen oldu.

Söyleşinin ekseninin özgürlük üzerine olacağını belirterek söyleşiye başlayan Orhan Gümüşel, bireyin çocuklukta kişisel özgürlüğünü kazanması gerektiğini söyledi. Gelişme çağında özgürlüğünü kazanamayanların özgürlüğün yerine bağımlılığı seçtiğini iddia etti. Gümüşel, “Bu bağımlılık aileye, teknolojiye, arkadaşlara, bir maddeye veya bir maneviyata olabilir. Kişisel özgürlüğe olan açlığı herkese ve her şeye olan bağımlılık doldurabilir” diyerek özgürlüğün insanlar üzerindeki etkilerini vurguladı.

Cumhuriyet Kadını Güçlü Olmalı 

Özgürlük vurgusu ile başlayan sohbete kendi hayatından örneklerle katılan Av. Begüm Sayman, özgürlüğün insanda gücü doğurduğunu belirtti. Kendine güvenmekle başlayan hayata özgür bir pencereden bakmanın özellikle kadınların hayatlarında önemli bir rol oynadığını belirtti. Sayman, “Cumhuriyet kadını bu ülkenin, bu cumhuriyetin kuruluşunda güçlüydü, güçlü olmak zorundaydı. Günümüz cumhuriyet kadını da böyle güçlü ve hep böyle kalacak” dedi.

İnsan Olmayı Başarabilmeliyiz 

Oyuncu Dilek Serbest, asıl ortak noktanın insan olmak olduğunu belirterek insan olmayı başardığımızda daha güzel bir dünyada yaşayacağımıza inandığını söyledi. Serbest, kadın-erkek ayrımı yapmanın anlamsız olduğunu belirterek, “Ben kadının O erkek ama biz insanız. Toplum kadına da erkeğe de rol biçmiş olabilir, buna uymak zorunda değiliz. Kadının fiziksel açıdan kaynaklanan tabi ki görevleri, duyguları ve yaşayış biçimi farklılıkları var ama bu ayrışmayı doğuracak durumlar olmamalı” diyerek, Cumhuriyetin kadınlara farklılıklarıyla iş ve ev hayatlarında erkeklerle özgür bir şekilde bir arada yaşamayı öğrettiğini söyledi.

Cumhuriyet Kadını Özgür Olmalı 

İki bölüm halinde gerçekleşen söyleşide Yazar Selda Terek Bilecen genel itibariyle kadına karşı uygulanan pozitif ayrımcılığa karşı olduğunu savundu. Cumhuriyet kadını özgür olmalı, toplumun her alanında eşit bir şekilde eşit haklarla yaşamalı, istenilenin aksine ayakta kalabilmek için erkek gibi kadın olmamalı; kadın, kadın gibi olmalı dedi. Bilecen: ”Özgürlük verilmez kazanılır. Kadın özgürlüğünü kazanırken bunu kendi eliyle kendi tırnağı ile kazanmalı. Haklarını kendi isteyip almalı ki günü geldiğinde desteğe ihtiyaç duymadan hakkını savunmalı.” diyerek sözlerini tamamladı.

Bakırköy Belediyesi “Pozitif Psikoloji Uygulamaları” Başladı


Bakırköy Belediyesi sosyal sorumluluk projelerine devam ediyor. Bakırköy Belediyesi ve Psikoklinik ve Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi arasında düzenlenen protokolle “Pozitif Psikoloji Uygulamaları” hayata geçirildi. Proje’nin imza töreni Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Bahri Bellek, Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi kurucusu, Uzman Klinik Psikolog Orhan Gümüşel’in de katılımıyla Bakırköy Belediyesi Tarık Akan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

HER YAŞTAN VE HER EĞİTİM DÜZEYİNDEN İNSANA BİRLİKTE YAŞAMA ANLAMINDA KATKI SAĞLAMA

 “Pozitif Psikoloji Uygulamaları” İsmiyle hayata geçirilen projeye göre her yaştan ve her eğitim düzeyinden insanın katılımına açık, katılımcıların entelektüel birikimine, kişisel farkındalık ve gelişimine katkıya yönelik gündelik yaşam kalitelerini güçlendirme ve iyileştirmeye yönelik programlar olarak düzenlenecek bir sosyal sorumluluk projesi geliştirmek ve uygulamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda her yaştan ve her eğitim düzeyinden insanın; hem kişisel hem de birlikte yaşama anlamında vizyoner, katılımcı, empatik yaklaşıma sahip özellikle kadın, çocuk ve aile kavramlarına bilinç düzeyini artırmak, toplumun gelişme dinamikleri olan birlikte üretme, paylaşma, karşılıklı haklara özen gösterme gibi alanlarda bilgilendirme, görüş alışveriş ortamı sağlama ve farkındalık oluşturma amaçlanmıştır.

Projenin kısa vadeli hedefi; İstanbul ili Bakırköy ilçesi genelinde “Pozitif Psikoloji Uygulamaları” ekseninde bilgilendirme ve farkındalık oturumları düzenlemek ve katılimcıların; kişilik kaynaklarının tespiti, farkındalık oluşturma ve bunları verimli kullanmaya yönelik uygulama içeriklerinin kazandırılmasıdır.

PROJENİN ORTA VADE HEDEF İSE BUNU İSTANBUL ILI GENELİNDE YAYGINLAŞTIRMAK VE UYGULAMA RUTİNİNİ OLUŞTURMAK

Uzun vade hedefler ise proje bazında ve katılımcı bazında olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Proje bazında; uygulama sonuçlarını da değerlendirerek basım aşamasında olan uygulama kitabının el kitabı olarak tüm sosyal belediyecilik sistemi içinde aktif kullanımını sağlamak yoluyla “Koruyucu Ruh Sağlığı ” alanında kamusal yönetim ve özel sektör işbirliğine dair örnek bir model oluşturmaktır.

Katılımcı bazında ise; bugünün ve geleceğin sahibi olarak özellikle gençlerin ve kadın erkek her yaş, eğitim ve inanç kültüründen insanlarımızın yaşam farkındalığını üretken bir yapı içinde ülke ve toplumun geleceğine fayda sağlayıcı niteliğe ulaşması, kaynak yönetiminde becerikli, toplumun ilerleme dinamikleri olan birlikte düşünme, paylaşma ve ortak hedef oluşturma gibi olgularla ilgili duyarlılıklarını artırmak yoluyla koruyucu ruh sağlığı alanında kamu ve özel sektör işbirliğine dair örnek bir model oluşturmaktır.

20.YÜZYIL BİREYE İNDİRGEMECİLİĞİ SOSYAL DEĞERLERİN YIPRANMASI SONUCUNU DA BERABERİNDE GETİRMİŞTİR
Günümüz hızlı gelişen ve değişen modernitesi ile beraber değerler sisteminde de özellikle tüketime dayalı bir yönetim öne çıkmıştır. Kapital sistemin talebe orantılı arz değil de ihtiyaçları direkt etkileyerek tüketim yaratma çabası ile birleşen 20.yy bireye indirgemeciliği sosyal değerlerin yıpranması sonucunu da beraberinde getirmiştir. Hızlı döngülü tüketimle beraber birçok beklenti de kazanmaya dayalı rekabet olarak açıklanabilecek tek ve güçlü bir yapıya dönüşmüştür. Asıl tehlikede burada başlamaktadır. Bir toplumun ilerleme dinamikleri olan ortak hedef ve beklenti oluşturma, paylaşma, uzlaşma, sebat etme, karşılıklılık ilkesi, adalet, haklar ve sorumluluklara özen, tolerans gibi birçok değer kazanmaya dayalı rekabet potasında güçlünün haklı ve hakkı olduğu bir kısırlıkta erozyona uğramıştır. Bu erozyonun tamirinde en önemli görev eğitim kurumları, kamusal yönetim ve özel sektör işbirliğinde geliştirecek hizmetlere düşmektedir. Sosyal ve kültürel değerlerin yeniden oluşturulması insanın yeniden kendine dönmesi ve zenginleşmesi adını yeni nesillere sosyal değerlerle ilgili temellendirilmiş ve tatminkar bir yaşam düzeneğinin oluşturulması kaçınılmazdır.

BAKIRKÖY BELEDİYESİ’NDEN ÖNEMLİ BİR SOSYAL SORUMLULUK ÇALIŞMASI “POZİTİF PSİKOLOJİ UYGULAMALARI”

 Bakırköy Belediyesi sosyal sorumluluk projeleri kapsamında ve Psikoklinik ve Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi ile birlikte  “Pozitif Psikoloji Uygulamaları” hayata geçirildi. Projenin imza törenine Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Bahri Bellek ve Psikoklinik ve Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi kurucusu, Uzman Klinik Psikolog Orhan Gümüşel ve diğer yetkililer katıldı.

Bakırköy Belediyesi ve Psikoklinik ve Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi bu projede ile halka açık panel, konferans, sohbet oturumları düzenleyecek. Gelecekte yapılacak yeni protokol ve çalışmalarla “İlk Adım İstasyonları”, “Koruyucu Ruh Sağlığı Danışmanları” yetiştirme ile okul rehber öğretmenlerinin yetiştirilmesi gibi farkındalık hizmet alternatifleri değerlendirilebilecektir.

Kaynak:34volt

İTÜ Kurumsal Akademi Açıldı

245 yıldır hayatın farklı alanlarına yön veren Üniversitemiz, idari kadromuzun kişisel ve mesleki donanımına katkı …

Ülke Tv’de YGS-LYS Sınavının Kalkması Değerlendirildi

Uzm.Klnk.Psk. Orhan Gümüşel YGS-LYS sisteminin kalkmasına ilişkin Ülke TV Ana haber bülteninde değerlendirmelerde …

Üniversite Tercih döneminde nelere dikkat etmeli?

17 Temmuz Pazartesi günü Ülke Tv ana haber bülteninde, üniversite adayı öğrencilerin tercih döneminde nelere dikkat …